web sayfama hoş geldiniz

ANADOLU BALIKÇILARI


ANADOLU BALIKÇILARI 1NCİ ŞENLİK

 
* 1 hoşgeldiniz.JPG (150.93 KB, 614x461 - Görüntüleme: 247 kez.)

* 1 başlıyoruz.JPG (72.12 KB, 614x461 - Görüntüleme: 243 kez.)

* 2 kamp.JPG (164.81 KB, 614x461 - Görüntüleme: 244 kez.)

.



* 3 brinci gün.JPG (41.15 KB, 614x461 - Görüntüleme: 229 kez.)

* 4 dönüş yoluna.JPG (73.52 KB, 614x461 - Görüntüleme: 229 kez.)

* 5 yemek .JPG (60.96 KB, 614x461 - Görüntüleme: 216 kez.)

.



* 6 kamp sabahı .JPG (130.33 KB, 614x461 - Görüntüleme: 215 kez.)

* 7 hazırlık telaşı .JPG (106.37 KB, 614x461 - Görüntüleme: 214 kez.)

* 8 ikinci gün ekibim.JPG (130.02 KB, 614x461 - Görüntüleme: 210 kez.)


* biz bir aileyiz.jpg (120.83 KB, 800x600 - Görüntüleme: 194 kez.)

* 19 MAYIS KÖPRÜKÖY 004 (Medium).jpg (142.14 KB, 800x600 - Görüntüleme: 195 kez.)

* 19 MAYIS KÖPRÜKÖY 006 (Medium).jpg (111.27 KB, 800x600 - Görüntüleme: 192 kez.)

* 19 MAYIS KÖPRÜKÖY 010 (Medium).jpg (58.68 KB, 800x600 - Görüntüleme: 189 kez.)

* 19 MAYIS KÖPRÜKÖY 016 (Medium).jpg (56.82 KB, 800x600 - Görüntüleme: 192 kez.)

* 19 MAYIS KÖPRÜKÖY 021 (Medium).jpg (75.57 KB, 800x600 - Görüntüleme: 191 kez.)
 
* 19 MAYIS KÖPRÜKÖY 024 (Medium).jpg (66.86 KB, 800x600 - Görüntüleme: 190 kez.)

* 19 MAYIS KÖPRÜKÖY 034 (Medium).jpg (59.2 KB, 800x600 - Görüntüleme: 185 kez.)

* operasyon öncesi.jpg (57.52 KB, 800x600 - Görüntüleme: 182 kez.)

* elektiriği kesilenler.JPG (67.68 KB, 640x480 - Görüntüleme: 182 kez.)

* 19 MAYIS KÖPRÜKÖY 044 (Medium).jpg (120.8 KB, 800x600 - Görüntüleme: 174 kez.)


Üyelik Bilgileri



* AFHSBO2007 014.jpg (56.62 KB, 520x390 - Görüntüleme: 142 kez.)

* AFHSBO2007 004.jpg (48.76 KB, 520x390 - Görüntüleme: 148 kez.)

* AFHSBO2007 003.jpg (52.27 KB, 520x390 - Görüntüleme: 149 kez.)

* AFHSBO2007 006.jpg (56.33 KB, 520x390 - Görüntüleme: 148 kez.)

* AFHSBO2007 008.jpg (52.74 KB, 520x390 - Görüntüleme: 148 kez.)

* AFHSBO2007 010.jpg (38.73 KB, 520x390 - Görüntüleme: 149 kez.)

* AFHSBO2007 001.jpg (57.3 KB, 520x390 - Görüntüleme: 149 kez.)

* AFHSBO2007 017.jpg (70.44 KB, 520x390 - Görüntüleme: 148 kez.)

* AFHSBO2007 019.jpg (75.37 KB, 520x390 - Görüntüleme: 148 kez.)

* AFHSBO2007 021.jpg (75.61 KB, 520x390 - Görüntüleme: 148 kez.)

ALACILAR İŞ BASINDA

Teknik Rapordur

AV YERİ     : Kuzey Anadoluda Bir Dağ Gölü 
AV TARİHİ  : 8 Nisan 2006
HAVA VE SUYUN DURUMU :Hava genelde açık öğlenden sonra parçalı bulutlu ve kısmi yağışlı
AVLAKTA KALINAN SÜRE :10 saat
KULLANILAN EKİPMAN    : Spin takımlar-Fly-Bilumum renkte ve numarada döner kaşık,rapala,yemli takımlar
YAKALANAN TÜRLER VE BOYLARI  :1 Adet abant alası 29 cm 1 adet Gökkuşağı 42 cm
YAPILAN AVIN HİKAYESİ : Anadolu Balıkçıları Kuzey Anadolu Temsilcimiz sevgili Türcan beyin nazik daveti üzerine yaptığım plan gereği sevgili arkadaşlarım Efkan-Tuncer-Kerem-Ercan-Murat-Coşkun-Fatih le beraber 2 araba ile uzun ve kefiyli süren bir yolculuktan sonra Telefondan Türcan beyin ve Muratın GPS nin yardımıyla avlağa saat 04.00 sularında varmıştık.Yaklaşık 2 saatlik bir istirahatın ardından ekibe Türcan bey ve arkadaşlarının dahil olmasıyla 1*2 şerli gruplar halinde avlağa dağıldık.Göl sulama amacıyla DSİ tarafından 2002 yılında yapılmış yüksek ve sık çam ormanlarının arasına inşaa edilmiş ve yüksek dağlardan gelen kar sularıyla beslenen 2 adet dere tarafından beslenen bir göl ve manzara ve oksijen açısından muhteşem bir yer.İlk aşamada balıklandırma amacıyla göle sazan ve gök ala aşılanmış sonrasında aşırı ve yasal olmayan avların neticesinde azalan balık neslinin devamını sağlamak amacıyla Milli parklar tarafından göle bir hayli Abantaküs ve Dere kısmınıda yaklaşık 150 adet kırmızı benekli doğal alabalık aşılanmış.Gölde nadir olarak bulunan Gök alaları yaklaşık 5-6 yaş arasında-Abant alaları 2 yaşında-Sazanlarda devasa boyutlara ulaşmış durumda,
Yörel avcılar genelde gölde yemli  şamadıralı takımlarla avlanıyor.Türcan bey ve ekibi ve gölde tanıştığımız Askerlik şubesi Başkanı Binbaşı ve bir kaç avcı yapay yemle avlanma alışkanlığını bölgeye ilk getiren kişiler olarak tanınıyorlar.Sabahın ilk saatleriyle başlanan avda ilk vuruşu Ercan beyin alarak iri bir alabalığı kaçırdığı bilgisi telsizden anans edildikten erken saatlerde su üstünden avlanan zıplayan alaları gördükten sonra bayağı birşevkle herkes oltasına sarılmıştı sonrasında Ercan beyin bir ala taktırdığını duyduktan sonra derin bir nefes almıştım,nihayetinde organizasyona ön ayak olduğumdan dolayı eğer balık yakalanmassa endişesinden dolayı bir garip biçimde kendimi nedense sorumlu tutuyordum sonuçta kalabalık yapılan ala avlarının verimi düşürdüğü kanıtlanan bir şeydi fakat ekip elinden geldiğince birbirinden uzak ve sesssizdi fakat Binbaşının bağıra çağıra dibinde yatan 38 cm lik Abantaküsü avlaması bilinen kuralları ve metodları yalanlıyor gibiydi.Öğlene doğru ava son verildi ekip olarak gölün karşı kıyısına yapılan piknik alanına geçtik Türcan beyin ve arkadaşlarının bizler için hazırladıkları enfes av yemekleri,semaver çayı ve güzel hoş sohpetler eşliğinde geçirilen 2 saatlik vakitten sonra tekrar ava başlandı,Kerem,tuncer ve ben Keşfetmek için bakmamız gerektiğini düşündük ve Gölü besleyen Derelerden birinin içlerine doğru gitmeye karar verdik,parkur bayağı bir zorluydu yıkılan çam ağaçları,sarp kayalar geçisi zorluyordu Derenin göle yakın oluşturduğu bir birikintide ilk görüşü aldım ve çöktüm yaklaşık 20 cm lik bir kırmızı beneklinin suyun üst kısmında yattığını gördüm, 1 numara black fury siyah üstü yeşil benekli mepsi ilk atışta hemen önüne düşürdüm yavaşyavaş çekerden birden hamle yaptığını gördüm mesafe kısaydı yaklaşık 1 metre kala eğilmeme hatta suya gölge düşürmeme rağmen beni farketmesi uzun sürmedi ve hemen bir kayanın altına girdi,aynı yerde 1 kaç tanede yavru abantaküs vardı içimden bu gölde abant alalarının üremeyi başardıklarını düşündüm.Kerem ve tuncerle heyacan içinde oluşan ufak gölcükler bulmak amavıyla yaklaşık 2 km içlere girdik oluşan gölcüklerde genelde abant ala yavrularının bulunduğunu gördük, çeşke vaktimiz olsaydı şimdi bu derenin kaynağına kadar gitmezmiydik keşfetmezmiydik diye söylene söylene geri dönmek zorunda kaldık.Derenin tertemiz akan suyundan kana kana içtik,
Geri döndükten sonra kamp alanın ön kısmında Tuncerle at çek yaparken tuncerin 4 numara bakır renk mepsine atlayan Gökalanın Tuncerle mücadelesine şahit oldum,son gülen tarafın Tuncer olmasına  ayrıca çok sevindim.42 cm lik yaşlı bir alaydı güzel mücade etti ve kıyıya 5 metre kala yeme atladı.Avı bitirdikten sonra kamp alanına döndük ve gün için kritikler yaptık,çevre avlaklar ve malzemeler  hakkında Turcan bey ve arkadaşları ile bilgi alışverişinde bulunduk,Ercan abiyi  Erken çarpan Ala sarhoşluğunun ortama verdiği neşe süperdi gülmeyen kalmadı.Tunceri genç çarptığı için
Tuncerin şoktan kurtulmasını beklememiz gerekiyordu zannediyorumki şoktan çıkması uzun sürecek Gülümseme Yakalan Gök alanın midesinden beslenme alışkanlıklarına dair bilgiler edindik,midesinden 1 tane balık-1 tane su semenderi-bir kaç tane sazan yemlemek için kullanılan mısır tanecikleri çıktı,su semenderi ile besleniyor olması günün süprizi idi bizler için.Ayrıca gök aladaki havyarın çokluğu görülmeye değerdi.Geri dönüşe geçtikten sonra yol üstündeki bir dünlenme noktasında Türcan beyin bizlere ikram ettikleri çayın ardından hüzünlü bir vedanın ardından yola koyulduk yolda küçük bir piknik yapıldı,48 saat süren uykusuzluğumdan dolayı ekip arkadaşlarımı riske atmamak adına arabanın kontak anahtarı Coşkuna devredildi ve Ankara gözümü açtım.Rüya bitmişti.......


* ilk ışıklar.jpg (20.19 KB, 640x360 - Görüntüleme: 79 kez.)

* dere ağzı.jpg (32.44 KB, 640x360 - Görüntüleme: 78 kez.)

* dereağzı2.jpg (33.31 KB, 640x360 - Görüntüleme: 77 kez.)

* günbaşlarken manzara.jpg (37.95 KB, 640x480 - Görüntüleme: 78 kez.)

* gölmanzara.jpg (39.63 KB, 640x480 - Görüntüleme: 77 kez.)


* keşfetmeye gidiyoruz.jpg (68.8 KB, 640x360 - Görüntüleme: 75 kez.)

* kana kana içtik.jpg (68.96 KB, 640x360 - Görüntüleme: 73 kez.)

* şelale.jpg (70.11 KB, 640x360 - Görüntüleme: 74 kez.)

* restoran.jpg (90.09 KB, 640x480 - Görüntüleme: 74 kez.)

* obur gökala.jpg (52.68 KB, 640x360 - Görüntüleme: 74 kez.)

* gökala havyar.jpg (73.06 KB, 640x360 - Görüntüleme: 75 kez.)

* abantaküs.jpg (81.86 KB, 640x480 - Görüntüleme: 74 kez.)

 

Cumartesi işten saat  21,30 civarı çıktım hiçbir hazırlık yapmamıştım ve çok heycanlıydım çünkü ilk olacaktı eve gittim ve sadece çorbamı içtip,hemen hazırlığa başladım şuda lazım olur buda lazım olur diye bir baktımki yine birsürü malzeme almışım.Orda ne lazım olur ? yedek çorap,yedek kazak,yağmurluk ,pantolon  derken çanta yine doldu.
Saat 23,00 civarını gösterirken birazda uyuyabilirsem uyuyumda yolda rahat olayım diye uzandım tam dalmışım telefon sesiyle irkildim baktım Murat evin önündeyiz dedi apar topar indim arabaya yerleştik ve doğru buluşma noktasına.saat 24,00
Arabalar değişti arkadaşlar arabalara yerleşti ve yola çıktık,ufak bir anlaşmazlık gereği biz yanlış yola girdik ve nihayetinde teknolejiyi kullanarak buluşup yola devam dedik,gideceğimiz şehre saat 04,00 civarı vardık ve ordaki arkadaşlarla hakan kısa bir tel konuşması yaptıktan sonra biz av yapacağımız yer yakınında sabah çorbamızıda içtikten sonra suyun kenarına vardık biraz dinlenme ve havanın ışımasını beklemeye koyulduk ama içim kıpır kıpır bir an önce inip suyla selamlaşmak istiyorum,bu arada hava buz gibi içim donuyor.Ben duramadım ve malzemeyi hazırlamaya başladım tabi ekipde hemen indi ve onlarda malzemelerini hazırladılar ,alaca karanlıkta indik suyun kenarına  1 ve 2 numara meps lerle başladık çalışmaya tabi boşa. Görmesem balığın zıpladığını burada balık yok diyeceğim. Şaşırmış
Daha sonra bizi misafir eden Turcan ve arkadaşlar geldiler ve kısa bir tanışma merasimi ve birer ikişer guruplar halinde dağıldık.
Ben tek başıma çıktım ve doğanın güzellikleri içerisinde suyun durumunu kontrol ediyorum bir taraftan kenarda ne ile avlanmışlar onları kontrol ediyorum.
Arkadaşlar maalesef  birileri sizden önce oradaysa o kişilerin ne yediğini nerden alışveriş yaptığını ne içtiğini ve ne ile avlandığını anlamamanız için kör olmanız gerekir.
Zira her malzemelerini oraya bırakıp öylece gidiyorlar. Kızgın
Neyse bir saat kadar sonra yanıma bir araba ve arabadan inenler,inenlerden birisi asker (subay ) binbaşıymış yanıma geldi biraz sohbet ettik oda sürekli oraya gelirmiş avlanmaya, sirküleri biliyor ama uyguluyormu hayır,yanımda avlanmaya çalışıyor ve bir taraftan sohbet ediyoruz derken.
İŞTE O AN….. BEN BİRDEN AHA DEDİM balığı yakalamıştım kenara çektim elimin içine aldım gerçekten çok güzeldi ve çok güzel bir duygu, çünkü bu balık efsanevi bir kültürdü neyse tabi arkadaşlara haber verdim onlarda birer birer  geldiler.
Bin başının verdiği kepçeyle onu suya koydum,bir Dakka bir Dakka yanlış anlamayın bırakmadım,hayatımda ilk kez tutacağım ve bırakacağım olmaz öyle şey onu yiyip içimde yaşatacağım. Sustum
Arkadaşların ısrarı ve tehditlerine bile göğüs gererek onu binbaşıma teslim ettim yoksa suya iade edecekler. Kararsız Üzgün Kızgın Şaşırmış Öpücük
Neyse sonrasında kamp yerini değiştirdik ve bizi misafir eden Turcan ve arkadaşlar öyle güzel ağırladı ve çok güzel yemekler ve kebaplar hazırladılar ki çok çok teşekkür ederim.
Yemekten sonra biraz daha çalıştık gelmemize yekın Tuncer de bir tane yakaladı oda çok güzeldi o biraz büyüktü ama olsun balık balıktır yeterki sirkülere uyalım.
Sonrasında toparlandık ve hatıra resimleri çekildi ,ev sahibimiz bizi uğurladı ayrıca güzel çaylarındanda içirdiler ve yola çoktık .
Hepsini ben anlatmayım arkadaşlarada anlatacak bir şeyler bırakayım istedim.
Öncelikle bizi misafir eden forum arkadaşıma Turcan ve onun arkadaşlarına ve buna vesile olan Hakan a diğer arkadaşlarıma bana bu güzel balığı ..pardon günü yaşattıkları için teşekkür ederim.
Not :Ayrıca şunu söyleyeyim benim balıktan yemeyen kalmamıştır herhalde, herkese balık yedirdim. Sırıtan



* P4080564.JPG (110.45 KB, 553x414 - Görüntüleme: 167 kez.)

* P4080559.JPG (31.34 KB, 437x328 - Görüntüleme: 162 kez.)

* P4080562.JPG (26.1 KB, 427x320 - Görüntüleme: 166 kez.)

Az balıklı çok muhabbetli bir organizasyon oldu. Emeği geçen herkese (hakan abi hariç) çok teşekkür ederim. Turcan abi ve arkadaşları inanılmaz derecede iyi niyetli olarak bizi ağırladılar sağolsunlar. Hepsinin ellerine sağlık.  En kısa sürede kendilerini turna avlamak üzere Ankaraya bekliyoruz. Böyle muhteşem bir günü gölgeleyen tek olay vardı o da yeni adı 'Vimpir' olan Ercan abimizin abant alasını salınmak üzere bize teslim etmeyip binbaşıya teslim ederek balığı korumaya almasıydı. Gülümseme Kendisini şiddetle, eshefle ve öfkeyle kınayıp bir daha böyle şeyler yapmayacağını umuyorum. Sırıtan Adam tutturdu ilk balığımda ilk balığım diye, ne yaptıysak fayda etmedi. Ama abi sen yinede binbaşıya dua et. Yeni dostluklar kuruldu, yeni yerler öğrenildi ve çok güzel vakit geçirildi. İyiki varsınız.


* işteovimpir1.JPG (80.91 KB, 640x480 - Görüntüleme: 109 kez.)

Turcan abi, bizi çok güzel ağırladınız. Herşey için çok teşekkür ediyoruz.



* IMG_0268.jpg (115.3 KB, 800x600 - Görüntüleme: 104 kez.)

* IMG_0272.jpg (91.85 KB, 800x600 - Görüntüleme: 103 kez.)

* IMG_0277.jpg (141.17 KB, 800x600 - Görüntüleme: 103 kez.)

* IMG_0278.jpg (96.32 KB, 800x600 - Görüntüleme: 102 kez.)

* IMG_0280.jpg (66.17 KB, 800x600 - Görüntüleme: 99 kez.)

* IMG_0283.jpg (168.15 KB, 1024x768 - Görüntüleme: 2 kez.)

* IMG_0287.jpg (93.76 KB, 800x600 - Görüntüleme: 99 kez.)

* IMG_0293.jpg (141.2 KB, 800x600 - Görüntüleme: 98 kez.)

* IMG_0294.jpg (141.36 KB, 800x600 - Görüntüleme: 96 kez.)

* IMG_0295.jpg (158.17 KB, 800x600 - Görüntüleme: 95 kez.)

* IMG_0298.jpg (101.35 KB, 800x600 - Görüntüleme: 95 kez.)

* IMG_0301.jpg (112.8 KB, 800x600 - Görüntüleme: 94 kez.)

* IMG_0302.jpg (117.35 KB, 800x600 - Görüntüleme: 95 kez.)

* IMG_0304.jpg (79.05 KB, 800x600 - Görüntüleme: 95 kez.)

 

Birkaç resim daha....



* turcanabi.jpg (160.05 KB, 640x480 - Görüntüleme: 78 kez.)

* aşçılar.jpg (72.44 KB, 640x480 - Görüntüleme: 78 kez.)

* veakbabalar.jpg (94.36 KB, 640x480 - Görüntüleme: 79 kez.)

DERİNÖZ'DE ALABALIK

Hafta sonu oldukça yoğun geçecekti benim için. Ne zaman yeni ufuklara yelken açacak olsam aniden yoğunlaşırım. Cuma öğleden sonra işe gitmemle başladı o yoğunluk. Gece yarısı işten çıkıp rotayı Derinöz ve diğer göletlerin keşfine doğru çevirecektik. Saatler 00:00' gösterdiğinde apar topar çıktım işten. Önce Kerem'i sonra nam-ı diğer Fırtına'yı  Sırıtan Atilla abiyi aldım. Ardından ortağım fishinglevent'i. Bu arada saat 01:00 olmuştu bile. Bol muhabbet hafif tınılar ile yola koyulduk. Mola vermeden yola devam ettik. Ortağımın termosa demlediği çay keyfi eşliğinde dingin gecede yol almayı özlemişim. Ekip yolda kah uyudu kah uyandı. Bölük pörçük uykular ile Suluovaya vardık. Her zaman olduğu gibi alınan ekmeğin yetmeyeceği telaşı ile ilçeye daldık ama nafile açık bir fırın bulamadık. Ekmekten vazgeçip yolumuza devam ettik. Fırtına abim dön dedi döndüm dönerkende ''Atilla abi eminmisin benim kafamdaki ön çalışmaya göre buradan dönmeyeceğiz'' dedim, ardından suskunluk... Çok geçmeden kendimizi Ladik yolunda bulduk, U dönüşü zor olmadı  Sırıtan. Atilla abi uzun seneler Amasya'da yaşadığı için bir taraftan karşı koyarken diğer taraftan hiç tereddüt etmeden dönmüştüm  Üzgün. Orda anladım bir daha onun yol bilgisini kulakardı edecektim  Kahkaha. Neyse kestirdiğim kadariyle bir yola daldım önümüze bir köy geldi. Sabah namazına giden bir dayı sayesinde doğru yolda olduğumuzu öğrendik daha sonra direksiyonu fishing'e devrettim. Çok geçmeden asfaltı bulduk ve doğruluğundan emin olduğumuz yolumuza devam ettik. Avlağa yaklaşırken hava aydınlanmaya başlamıştı. Bu arada Fırtına'da boş durmadı, bir köy ayrımından sonra karşımıza çıkan orman yolunu işaret ederek '' burdan '' dedi  Sırıtan, hep bir ağızdan ''hee hee burdan'' ; dedik  Sırıtan ama doğru yolumuza devam ettik. Aynı gün iki macerayı kaldıramayabilirdik  Sırıtan. Bir taraftan havanın aydınlanmasını izlerken diğer yandan üstümüzdeki mehtabın görüntülerini çekerek yolumuza devam ettik. Az sonra avlaktaydık. Hava güzel soğuktu, ısınmak için ateş yakıldı, sucuklu yumurta eşliğinde çaylar sıcak sıcak mideye indirildi. Adam başı dip oltalarımızı önümüze serdik. bir tane de şamandıralı ya tutarsa hesabı. Bu arada Atilla abinin dip oltasının zili acı acı çaldı. 30 metreden saniyesinde kamışın başındaydım ve tasmayı atmıştım. Atilla abi neye uğradığını şaşırdı. Eeee erken kalkan yol alır demişler  Sırıtan. Neden sonra yarı yolda '' istersen sen çek '' dedim gayri ihtiyari. Yanaşmadı, kaptırmıştı kamışı bir kere  Kahkaha. Kiloluk güzel bir gökkuşu aldım karaya kepçesiz. Yaklaşık 5 metre derinlik ve 30 metre açıktan gelen balık ilk 3-4 metre haricinde fazla mücadele etmedi. Bunun sebebini suyla ilk temasımda anladım, su oldukça soğuk ve balık henüz aktif değildi. Daha sonra güneşin dağların ardından yükselmesiyle bereber Kerem ben ve fishing spin kamışlarımızı alarak kampı terkettik. Kerem tek başına karşı kıyıya geçti. Levent ve ben bulunduğumuz kıyıyı bent tarafına doğru takip ederek taramaya başladık. İlk bir saat çalışılan döner kaşık ve sahte balıkların ardından benim ümidim kırıldı. Su oldukça soğuktu ve baraj gölünde balığın yemlendiğine dair en ufak bir hareket yoktu. Bir süre daha ısrarcı olduk ancak sonuçta pes edip kampa dönmeye karar verdik. Kampa döndüğümüzde Kerem'in karşı kıyıda döner kaşık ile güzel bir gökala takdırdığını öğrendik. Atilla abi yine kampta kaldı. Levent ve ben her nedense kasık çizmelerimizi giymemiş artist gibi dolaşıyorduk. Dereden Kerem'in sırtında geçtik. Yolculuk sırasında Levent biraz su yuttu ama olsun okadarcık olur  Sırıtan. Ben de asla bir daha Kerem'in sırtında 100 kiloluk cüssemle dere geçmeyeceğimi öğrendim. Neyseki sapasağlam karşıya geçtik. Kerem bize alayı aldığı yeri gösterdi, iki kafadar başladık suyu dövemeye  Sırıtan, nafile... İleriye doğru birazda karşı kıyıyı keşfettik. Benim suda kalan zavallı bir şamandırayı ileşkenden kurtarma çabam, döner kaşığımı onun yanına yaren olarak bırakmamla sonuçlandı  Utandım . Bir süre daha suyu taradıktan sonra pes edip yanımızdaki ekmek aralarını yemek için mola verdik. Şırıl şırıl akan ince derelerin senfonisi eşliğinde ılık bir güneş altında acıkan karnımızı biraz olsun yatıştırdık. Dönüş yolunda ben ilerde olabileceğini tahmin ettiğim derme çatma köprüden karşıya geçtim. Levent suyu sevmiş olacakki yine Kerem'in sırtında dereyi geçti. Neyseki kazasız belasız kampa varabildik  Kahkaha. Atilla abiyi yeni gelen balıkçılar ile sohbet ederken bulduk. Biraz dinlendikten sonra bir süre fly fishing çalışması yaptık. İlk defa ders verdiğim Kerem'in güzel hareketleri beni ümitlendirirken ertesi gün Üstad'ın Kerem sen bu işi kıvıracaksın demesinin beni hafiften gururlandıracağını aklımın ucundan geçirmezdim  Kahkaha. Fly çalışmasından sonra dinlenmeye çekildik. Kimimiz suyu döverken, kimimiz dip oltalarındaki solucanları değiştirirken, kimiz de fotoğraf çekerek orada olmanın dingin mutluluğunu yaşadık. Bir ara sandalyede uyuşumum, Atilla abinin gür sesi ile uyandım. Yanımızdaki balıkçılar balıktan ümidi kesip gitmiş fakat bir aile gelmişti. Aile reisi ise çocuklarına tırıvırının ne kadar güzel bir av gereci olduğunu gösteriyordu. Fırtına durur mu bir solukta adamın yanıbaşındaydı. Gürlüyordu, tırıvırının zararlarından bahsediyordu. Karşısındaki soğukkanlı ve beyefendi arkadaş ise anlamamakta ısrar ediyor ve yasaların orada geçerli olmadığı, Jandarmanın bile tırıvırıyı gördüğü halde bir şey yapmadığından bahsediyordu. Sirkülerin kendisini vermek dahil bir çok ikna çalışmasından sonra Atilla abi arkadaşı ikna etmeyi başardı. Sirküler epey bi garibine gitti arkadaşın hatta bi ara Atilla abiye bunu sen mi yazdın bile dedi  Sırıtan ( ne yalan söyleyim hani parmağıda yok değil  Sırıtan ) . Ardından iki olta bağlayacak kadar malzeme ve solucan verdik arkadaşa. Çok geçmeden küçük kızı bir gökala takdırdı. Şapırtı ile yattığım sandalyeden kafamı kaldırdığımda ister istemez '' oltanın fendi tırıvırıyı yendi '' diye bağırmışım, ne demekse  Sırıtan ...
 Öğle yemeğinde mangalda kanat ve köfte vardı. Açık havada oldukça acıkmışız afiyetle tükettik. Yemekten sonra muhabbet eşliğinde kamış ve zil seyrettik ancak herhangi bir vuruş alamadık. Bazılarımız biraz daha spin çalıştı ancak su gerçekten soğuktu ve sonuca gitmek okadarda kolay değildi. Öğleden sonra ava son verdik, çevre temizliğinde sonra fotoğraflar çekerek dönüş yoluna koyulduk. Herkesi sağ salim evlerine ulaştırıp evime vardığımda saatler 00:00'ı gösteriyordu. Yoğun, zevkli ve keyif dolu bir 24 saat yaşamıştım.
 Buradan Derinöz'ü avlak bilen orasını mesken tutan arkadaşlara seslenmek istiyorum. Avlak çok güzel bir doğaya sahip, avlağınızın kıymetini bilin ve sahip çıkın. Su içinde bir çok tırıvırı gördük. Lütfen kullananları uyarın, bilgilendirin. Ben bundan sonra Derinöze en fazla bir defa daha giderim, oda kamp amaçlı olur. Ancak sizler bu sezon bir çok defa gideceksiniz. Lütfen o güzelim doğaya sahip çıkın.


* beklerken.jpg (46.24 KB, 512x384 - Görüntüleme: 56 kez.)

* çayıraçimeneoyoy.jpg (87.09 KB, 461x346 - Görüntüleme: 56 kez.)

* Fırtına.jpg (56.6 KB, 410x307 - Görüntüleme: 55 kez.)

* spin.JPG (155.21 KB, 685x442 - Görüntüleme: 0 kez.)

* gökala.JPG (85.18 KB, 491x463 - Görüntüleme: 52 kez.)

* kestirme.JPG (73.13 KB, 450x435 - Görüntüleme: 48 kez.)

AVRUPA ÇIKARMASI

BİR MACERANIN PERDE ARKASI


 Gece sabaha kadar uyuyamamıştım. İçimde belli belirsiz bir heyecan, merak ve endişe. Tüm dostların başarı dilekleri bir bir gözümün önünden geçiyordu. Sabah olduğunda bir gün önceden hazırladığım bavullarımı aldım kapının önüne koydum. Kısa bir vedalaşma faslından sonra arabada idim. Yirmi dakika sonra Atilla ağabeylerde. Eşyalarımızı onun aracına yükledik. Ankara’daki son vedalaşmalar da orda oldu. Kerem sağ olsun bizi yine yalnız bırakmamış gelmişti. Türk bayrakları, takım rozetleri ve dostluğun pekiştirilmesi adına yanımıza aldığımız İsveç & Türk bayraklı rozetler son bir defa kontrol edildi. Her ne kadar resmi bir görevle gitmiyor olsak da milli bir havaya çoktan bürünmüş ve bunun sorumluluğu ile yola çıkıyorduk. Direksiyonda Atilla ağabey olduğu halde yola başladık. Cankurtaran’a kadar muhabbet devam etti. Oralarda artık gözüm kapanmaya başladı ve yol arkadaşımda ister istemez kendi sessizliğine razı oldu. Bolu batı diyordu tabela telefonum kıpırdanmaya başladığında. Ali Galip ağabey diğer uçta akşama misafirimsiniz başka yolu yok diyordu. Aslında İstanbul’a haber vermemiş orasını da ayaklandırmak istememiştik. Ama Ali ağabey bu, bir yolunu bulup yola çıktığımız zamanı öğrenmişti. Derken Ali Erdoğan diğer uçta; üzülerek gelemeyeceğini yolumuzun açık olmasını temenni ediyordu. Sonra ben yine hülyalara daldım. Sapanca’dan sonra kontrol bende idi. Hızımı alamayıp kafadan Boğaz Köprüsüne dalıncaya değin direksiyonda uyumuşum. Birileri bizim kamyonetin resmini çekmiş olmalı merakla ceza makbuzunu bekliyorum. Boğazı geçince Mecidiyeköy, orada Ali Galip Kaya ile buluştuk. Ver elini Galata, Ali ağabey kafaya koymuştu bize olabildiğince moral yükleyecekti. Köprü altındaki mekanlardan nezih bir yerde bulduk kendimizi. Hava tüm dünyada olduğu gibi mevsim normallerinin üstünde idi, dışarıda oturduk. Çok geçmeden Atilla ağabey’in kayınbiraderi İstanbul’daki elimiz kolumuz ayağımız Özgür kardeşimde bize katıldı.


Bol bol yarışma üstüne konuştuk. Gece boyunca bilgimiz dahilinde olan her şeyi naklettik onlara. Yemek sonrası Eminönü meydanında kısa bir yürüyüşün ardından istirahat etmek üzere evler dağıldık.


 Sabah Özgür uyanmış ve kahvaltıyı hazır etmişti . Atilla ağabeyde her zamanki tatlı telaşı gözlemleniyordu. Tek derdi uçağı kaçırmamaktı. Yolda kısa bir süre trafik kilitlendiğinde      “ ben size dememiş miydim”  diye söylendi bile. Neyse ki havaalanına vaktinden önce vardık. İlk kontrolü geçtiğimizde  tam karşımda güleç yüzlü tanıdık bir sima vardı. Ali Galip ağabey bizden önce gelmiş Anadolu Balıkçıları’nın Türkiye ayağını uğurlamak üzere hazır bekliyordu. Hasretle kucaklaştık sanki önceki akşam beraber değilmişiz gibi. Hızlı bir şekilde bavullarımız teslim ettik ve Ali ağabey ile vedalaşıp pasaport kontrolünden geçtik.
Hava yol boyu açıktı. Görüş mesafesi oldukça fazlaydı. Çok uzunca bir süre Tuna’yı izledim. Kıvrıla kıvrıla  ağır fakat kendinden emin bir şekilde akıyordu. Koskoca bir tarih gözümün önünden geldi geçti. İçim ürperdi, duygulandım.
 
Yumuşak bir iniş sonrası çok kısa bir sürede Düsseldorf havaalanı dışındaydık. Telefonumu açtım ve Haşim’ e “nerdesin kardeşim ağaç olduk burada” diye çıkıştım. Çok geçmedi aradan karşımızdaydılar. Uzunca bir süredir yazışıyor ancak birbirimizi ilk defa görüyorduk. Takımın Almanya’daki üyeleri Kaptanımız Mürsel Ergen ve atom karıncamız Haşim Gürbüz. Hasretle kucaklaştık. Sanırım Haşim’i biraz fazla kavradığımı sonra fark ettim. Maceranın sonunda kanka olacağımız sanki ilk karşılaşmada belli idi ama o an fark edemedik her ikimizde. Arabaya atladığımız gibi Köln havalimanı. Hakan Alpat, takımın Finlandiya ayağı çok geçmeden meşhur kamış çantası ile tam tekmil karşımızdaydı. Köln’de bizi Mürsel ağabey evinde misafir etti. Akşam yemeğinde balık ve balık yakalamaya dair bir çok konu konuşuldu. Bu sayede bir birimizi daha yakından tanıma şansı elde ettik.


Ertesi gün Takımın Hollanda ayakları Levent Güngör ve Murat Okur aramıza erkenden katıldılar. Hemen kaynaştık. Sanki yıllardır birbirimizi tanıyorduk. Çok geçmeden Avusturya ayağımız Ercan Göçer’de kafileye katıldı. Yolda gelirken başına gelmedik kalmamış ancak neşesinden bir şey kaybetmemişti. Tam takım Mürsel ağabeylerde son kahvelerimizi içip alışveriş yapmak üzere Köln sokaklarında bulduk kendimizi.


 Pazar alışverişinde kendimizi hiç yabancı hissetmedik. Alman pazarcılar tezgahlarının başında 20 kilo sebzeyi sesizce satmayı beklerken bizimkiler hemen göze batıyordu. “Gel hemşerim gel domatesin alası burada”. Türkiye’den geldiğimizi anlayınca pazarcı arkadaşlar ile daha bir kaynaştık. Market alışverişini amca oğlu aldide tamamladıktan sonra doğruca Mürsel kaptanın depoya gittik. Çok geçmeden hararetli bir çalışma başladı. Kilolarca pilker ( ucunda genellikle üçlü kanca buluna demirden yapay balık ) gözden geçirildi ve bir o kadarı paketlendi. Özel fırdöndüler, paket paket yapay kurtcuk, sahte balık  koli koli dizildiler. Onlarca kamış çantalarda itina ile yerini aldı. Bir o kadar çıkrık ve spin makine itinayla kutulandı. Oldukça yorucu ve zahmetli bir çalışma neticesinde gece yarsına doğru arabaları yüklemeye başladık. Her iki arabada 1 santimetrekare yer kalmayıncaya dek yerleştirme işlemi sürdü. Gece yarısından sonra İsveç’e doğru yola koyulduk. Almanya’nın nesi güzel derseniz size otobanları diyebilirim. Arada ihtiyaç molaları vererek ağır fakat kendinden emin adımlar ile ilerlemeye devam ederken araçlarımızdan bir tanesi sorun çıkardı. İlk başta elektrik arızası gibi gözüktü. Şarj dinamosunda problem olduğunu hemen anladım ancak sesimi çıkarmadım. Mola yerinde kendi imkanlarımız ile problemi çözemeyince yardım çağrıldı. Hamburg yakınlarında idik ancak tam olarak neredeydik bende bilemiyorum. Yardımın gelmesi uzun sürmedi. Acil gelen çocuk kısa bir kontrolden sonra şarj dinamosunun iflas ettiğini söyledi bize. Sorunlar yolcuğun başında kendini göstermeye başlamıştı ama hazırlıklı idik bu neşemizden en ufak bir şey alamadı. Çağrılan çekicinin gelmesi de uzun sürmedi. Çekiciyle beraber arabanın çekildiği şehre gittik. Gün ağırmaya başlamıştı ve biz kafadan 3-4 saat kaybetmiştik. Kısa bir kahvaltı faslından sonra şarj dinamosunun ancak öğlen saat 14:00 gibi geleceği bilgisini aldık. Hep beraber beklemek yerine diğer arabanın yola devam etmesine karar verildi. Kaptanımız Mürsel ağabey direksiyonda olduğu halde ben, Atilla ağabey ve Haşim diğer ekiple vedalaşarak yola devam ettik. Yolda geçtiğimiz yerlerde Mürsel ağabey çevre hakkında bize kısa kısa bilgiler veriyordu. Doğrusu keyifli bir yolcuk yapıyorduk. Almanya’nın Puttgarden limanında feribot ile Danimarka’nın Rodby limanına geçtik. Bir ülkeden diğerine bu kadar kolay ve elimi kolumu sallaya sallaya geçeceğim aklımın ucundan geçmezdi.
Rodby limanından Danimarka’nın Helsingör şehrine kadar hafif yağmurlu bir yolculuk yaptık. Helsingör’de ilk dikkatimi çeken şey binaların çok güzel korunduğu ve tarih dolu bir şehir olduğuydu. Arabayla yapılan kısa bir şehir turundan sonra hemen karşımızdaki komşu şehir İsveç’in Helsingborg şehrine geçmek üzere feribota bindik.


Feribotta iki gün sonra yarışacağımız boğazı inceleme fırsatı buldum. Ancak hava giderek kötüleşiyor ve deniz kabarıyordu. Bu durum bende biraz endişe yaratmıştı.Karşıya geçtiğimizde İsveç polisi bizi güler yüzle karşıladı. Kısa bir pasaport kontrolünden sonra arabadan çıkmadan kalacağımız eve doğru yola koyulduk. Ayaklı gps olan kendim ve Mürsel ağabeyin kuvvetli direksiyonu sayesinde evi rahatça bulduk. Hemen malzemeler eve taşındı. Mutfak yerleştirildi. Atilla abi ve Haşim yemek hazırlıklarına başladılar. Bu arada diğer ekip yeni şarj dinamosunun takılmasını mütakiben çoktan yola çıkmıştı. Çok geçmeden onlarda kafileye katıldılar ve tatlı bir akşam muhabbeti başladı.


Gece oldukça rüzgar esti ertesi sabah şehre indiğimizde deniz hiçte antrenman yapmaya elverişli değildi. Endişelerim iki katına çıktı. Yarışma sekreteryasına  uğrayıp kayıtlarımızı kontrol edip evraklarımızı teslim aldık. İçerisi buram buram balık avı kokuyordu. İsveçli, Norveçli, Danimarkalı, Almanyalı, Finlandiyalı, Polonyalı daha sayamadığım bir çok milliyetten avcılar tam tekmil kuşanmış gövde gösterisi yapıyorlardı. Bizim elimizde fazlasıyla olan ve orada satılmakta olan malzemeleri kısa bir gözden geçirdikten sonra limanı dolaştık ve önümüzdeki üç gün boyunca yarışacağımız teknelere baktık. Akşama doğru eve dödüğümüzde ev ahalisi ıslanma pahasına da olsa kısa bir sahil turu atmış ve bir balık yakalamışlardı bile. Akşam yemeği sonrası takımlar tekrardan gözden geçirildi. Mürsel kaptan bize kısa bilgiler verdi ve hazırlıklar tamamlandı. Bu arada Hakan Finlandiya’dan yola çıkmadan bir akşam önce ufak bir kaza geçirmiş eli ezilmişti. O akşam eli hiçte iyi gözükmüyordu.



 Bu yıl 28’incisi düzenlenen yarışma 1999 yılında gerçekleşen  679 katılımcının 3 gün süre ile yarışması ile Guinness rekorlar kitabında yerini almış köklü bir geçmişe sahip ve Helsingborg Cod Festival adıyla biliniyor. Yarışma Baltık denizini Kuzey denizine bağlayan Danimarka ile İsveç arasındaki Öresund kanalı ve civardaki adaların çevresinde gerçekleşiyor. Bu yıl yarışmada 18 farklı ülkeden 364 katılımcı ve toplamda 168 takım katılmıştır. Yarışmada 9 tekne kullanılmış ve her takım üç gün boyunca 3 farklı teknede yarışmıştır. Her teknede 1 tanesi kaptan olmak üzere iki hakem bulunmuştur.

 19 Ocak 2007 sabahı evdeki tatlı telaşın sesi ile gözlerimi açtım. Çok geçmeden o telaşın içinde buldum kendimi. Yolda oldukça sessizdim. İçim kaynıyor kalbim güm güm atıyordu. Binlerce kilometre uzaktan geliyorduk. Bilmediğimiz bir denizde, daha önce hiç kullanmadığımız takımlar ile  daha önce hiç görmediğimiz bir balığın peşinde koşacaktık. Liman’a indiğimizde hava henüz aydınlanmamış ancak ortalık panayır yeri gibiydi. Değişik bir ritüel törene katılmıştık sanki. Herkes bir an önce kendi yarışacağı tekneye malzemelerini taşıma  ve yerleşme telaşı içerisindeydi. Her dinden her dilden her ırktan avcılar bir araya gelmiş ve tek bir tutku çerçevesinde bir bütün oluvermiştik. Müthiş bir duyguydu, bir an öylece koşuşturan kalabalığı seyre dalmışım. Atilla ağabeyin gür sesiyle uyandım “sallanmayın hadi malzemeleri yüklenin, bırakın şimdi fotoğraf çekmeyi”. Çok geçmeden Ellinor adlı teknemizde yerimizi aldık.



Yarışmacıların teknedeki yerlerini belirlemek üzere kura çekilmeye başlandı. Atilla abi 1 numarayı çektiğinde ilk aklıma gelen bunun ilahi bir mesaj olup olmayacağı idi. Ancak sonra anladım ki teknenin baş kısmanda gün içerisinde epey dalga yiyecek. Ben  Takım kaptanımıza bir aralık mesafede kuramı çektim. “Oh bee” rahatlamıştım. Ne de olsa tekneden morina avında takımda iki tecrübeli üye vardı. Levent ağabey ve Kapantımız Mürsel ağabey. O’na yakın olmak biraz olsun heyecanımı aldı. Sağ tarafımda 3 kişi ötede de Haşim kardeşim ile sürekli temas halinde olacaktım ya daha ne isteyim. 45 kişilik teknede süper bir kura çekmiştim. Günler boyu msn de yapılan olta takımı muhabbeti üzerine pek fazla tecrübem olmayan çıkrık makine yerine spin makine tercih yapmış 7000’lik kuvvetli bir makine, 0.18 çekeri yüksek bir ip misina ve köpekbalığı çekecek kadar iki parçalı, kuvvetli, 300 gr atarı olan bir kamış tercih etmiştim. Motorlar çalıştı, tekneler bağlı oldukları halatlardan boşaltıldı. Ağır ağır ve sıra ile limandan çıkarak Öresund boğazına açıldık. Çok geçmeden teknenin gong sesi ile takımlarımızı salıverdik. Yarışmada ancak 4 iğneli bir takım kullanabiliyorduk. Ben üçlü kancası olan mavi tonlarda 400 gr. bir pilker ve takımın bağlandığı klipse takılı yeşil tek kancalı bir kurtçuk ile ava başladım. Çok geçmeden takımım dibi buldu kaptanın anaonsundan 24 metrede derinlikte olduğumuzu öğrendik. Daha üçüncü kez takımımı dibe indirip havalandırmaya başladığımda ipim gerildi. Net iki kısa vuruş aldım. Güp Güp aşağı çekmişti takımı. Sert bir tasma attım arkasından iki vuruş daha. Kalbim acemiliğimin vermiş olduğu heyecan ile atmaya başladı. Kakıç’ın İsveçcesi olan gaf’ı telefuz etmeli miydim? Çok geçmeden kendimi “gaaaaf gaaaff” diye haykırıyorken buldum. Kısa bir süre sonra kakıçla yanıma koşan hakem ile göz göze geldik ve birbirimize tebesümle baktık. Teknenin diğer tarafında hafif bir takım kullanan muhteremin pilkerini yakalamıştım. Takımları bir birinden ayırdım ve bana yöneldiğini tahmin ettiğim bakışlara aldırış etmeden var gücümle tekrar çalışmaya başladım. Bir gece önce rüzgarın hızı saatte 70-80 km’e kadar esmişti. Deniz oldukça kabarık ve tatsız idi. Kah olta atıyor kah gong sesiyle takımları toplayıp yer değiştiriyorduk. Bir süre sonra oldukça yorulduğumu fark etmiş, “hay aksi yarışma öncesi hiç çalışmadın Tuncay” diye kendi kendime hayıflanmıştım. Birden yukarı doğru çektiğim 400 gr pilkerin müthiş bir şekilde ağırlaştığını hissettim. Ciddi efor sarfedip oldukça yorgun düşmek üzereydim. O anda bir morina asılsa yukarı çıkartamam diye düşündüm. Bir an duraksadım, dinlendim ve pilkeri yukarı çektim, yedeğimdeki 300 gr turuncu renklerde olan pilkeri oltamın ucuna taktım ve yarışmaya kaldığım yerden devam ettim…


  Tekneden morina avında aynı zamanda sahte balık olan pilkeri, demir ağırlığı dibe indirdikten sonra hafif hafif havalandırmak suretiyle dib ve hemen üstünü tarıyorsunuz. Kamışı kısa ve ani hareketler ile oynatarak sahte yemi yukarı doğru çekiyorsunuz . Tekne akıntıda sürekli aktığı içinde belli bir süre sonra pozisyonunuzu kaybettiğiniz için pilkeri yukarı alıp tekrar atmanız gerekiyor. Tabi bütün bunları yaparken hemen bir metre sağınızdaki ve solunuzdaki yarışmacıların takımları başta olmak üzere diğer yarışmacıların takımlarına takımınızı takdırmamanız gerekiyor. Boğazda akıntıda avlanan balıkçılarımız bilirler, av sırasında problem yaşayıp oltaları karıştırmamak için belirli bir ahenk içerisinde olmak gerekiyor.


Sonraları ilk yorgunluk ve şaşkınlığı atıp açılmıştım. Kendimi daha iyi hissediyor var gücümle çalışıyordum.Bu arada Mürsel kaptan bir tane takdırır gibi oldu ancak morina olduğunu tahmin ettiğimiz balık takımdan çabuk kurtuldu. Gün boyu Öresund boğazında dolaştık. Misinalar ancak öğleden sonra gerilmeye başladı, bizim takımdan tık yoktu. Gün sonunda epey moralimiz bozuk vaziyette kıyıladık.


Tartı alanında yakalan balıkları gördüğümüzde biraz olsun rahatladık. Yarışma dahilindeki 9 teknede yarışan 364 katılımcı sayılı balık tutmuştu. İlk günün acemiliği olur diyerek evin yolunu tuttuk. Kritikler yapıldı ilk tecrübeler dillendirildi.  Akşam yemeği boyunca ertesi gün muhakkak balık tutacağımıza dair sohbetler yapıldı.


 20 Ocak sabahı erkenden kalktı tüm takım. Hızlı bir kahvaltının ardından takımlar bir bir arabalara yerleştirildi. Liman’a vardığımızda ince bir yağmur yağıyordu. Bugün epey ıslanıp epey dalga yiyecektik ancak ne olursa olsun balık tutacaktık. Takımın iletişim sorumlusu olarak bir gece önce yazdığım raporun ardından artık müjdeli bir haber vermeliyim diye düşünüyordum. Bu sefer kendimizden daha emin ve içimizde daha az heyecan olduğu halde yarışacağımız Tarnö adlı teknede yerimizi aldık. Kuralar çekildi, ben yine şanslı bir kura çekip Mürsel kaptanın bir yarışmacı ötesinde yerimi aldım. Limandan çıktığımızda dalgalar tekneye yine vurmaya başladı. Hafif hafif de de ıslanıyorduk. Öğlene doğru hava durmaya yüz tuttu ardından yağmur kesti. Derken Atilla ağabeyin bir tane takdırdığı haberi geldi. Limitlerde bir morina almıştı. Bu haberi duyunca o gün değiştirdiğim ve daha hafif olan takımım ile var gücümle çalışmaya devam ettim. Çok geçmeden sağ yanımda yarışan Mürsel Kaptan 3 kilo bir morinayı yukarı alırken fotoğraf makinesinin kayıt düğmesine çoktan basmıştım.


İçimdeki umut aniden yeşerdi. Olacaktı, burada Türk’ün adını andıracaktık. O da ne Atilla ağabey bir tane daha takdırmıştı, haber tez ulaştı. Tekne yer değiştirirken tebrik etmek için hemen yanına koştum ve o anları fotoğrafladım. Hava aniden açtı, uzaklarda bir gökkuşağı kendini gösterdi. İçimizdeki sevinç sanki havaya yansımıştı. Bu arada sohbetçi babamız Levent ağabeyin sağlam bir tane kaçırdığını öğrendik. Eli giderek şişen ve kötüleşen fakat tüm sabrıyla çalışan Hakanın, Haşim, Murat, Ercan ve benim henüz siftahımız yoktu. Ağabeylerimizin vermiş olduğu ilham ile epeyce uğraştık ancak başarılı olamadık. Gün sonunda  Mürsel Kaptan tecrübesini konuşturmuş ve bizim teknedeki en büyük balığı yakalamıştı. En büyük balığı yakalayan olarak tekne birinciliğini de kapmıştı. Toplanan puanlar neticesinde Mürsel ve Atilla ağabeylerin yakaladığı balıklar ile de takım halinde teknedeki en yüksek takım puanını almıştık.



Tekneden indiğimizde bu sefer oldukça neşeli idik. Balıkların tartılmasından sonra günün vermiş olduğu tatlı yorgunluk ile eve döndük. Akşam yemeği ve sonrası oldukça neşeli geçti. Yemekten sonra müjdeli haberi vermek üzere hemen pc’nin başına geçtim ve müjdeli haberi Anatolia Forum kanalı ile Türkiye’ye bildirdim.



 21 Ocak 2007 Pazar sabahı, yarışmanın son günü içimizde bir gün öncesinin vermiş olduğu mutluluk ve umit ile gözlerimizi açtık. Limana vardığımızda güneşin doğmasına daha çok vardı. Malzemelerimizi daha tecrübeli, daha kendinden emin bir şekilde yarışacağımız tekneye taşıdık. Kuralar çekildi, bu kadar olur denen bir kura çektim. Takım Kaptanının ensesindeydim yine. Yerimize geçtiğimizde fark ettik ki aramızdaki yer boş kaldı. Son gün yarışmaya gelmeyen katılımcılar vardı ve haliyle kurada boş kalmıştı. Mürsel kaptanın yanında Murat yerini aldı. Yine bizim gibi Ercan’da sancak tarafında idi. Atilla ve Levent ağabeyler ile Hakan iskele tarafında Haşim ise kıçta tek başına kalmıştı. Yerlerimize malzemelerimizi taşıdık ve yerleştik. Limandan çıkıncaya dek her zaman olduğu gibi tek tek dostlarımın yanına gittim ve ayak üstü muhabbet ederek bir birimize şans diledik. Tekne fazla açılmadan sirenini çaldı ve ava başladık. Dalga boyu yüksekti yine, arada güzel iri dalgalarda geliyordu. Bacağım küpeşteye sıkıştırılmış vaziyette kendimi sağlama alarak dibi taramaya başladım. Çok geçmeden kaptan gong’u çaldı yer değiştirmek için takımları topladık. Bu gün boyu böyle sürdü, genelde hep yer değiştiriyorduk ve çok az olta sallıyorduk. Bir seferinde yine yer değiştiriyoruz Haşim hariç bütün takım kamaraya indik oturuyoruz ve dinleniyoruz. Tekne ön taraftan bir hayli dalga ve takiben su alıyordu. Bu arada kıçta olan Haşim sırtını yaslamış kaçırdığı balığın hayaline dalmış. Bir ara dönüp güverteye doğru bakmış. O da ne gözlerine inanamamış; güverteden aşağı sel akıyor ancak ortalıkta kimsecikler yok, bir an herkesi deniz aldı sanan Haşim kamara aklına geldiğinde rahat bir nefes almış. Yukarı çıktığımızda yaşadığını bana naklettiğinde çok gülmüştüm. Yarışmanın bitimine az bir süre kala Levent ağabey canlı kurt ile bir tane takdırdı. Ardından Atilla ağabey ve Haşim de güzel birer morina yakaladılar. Levent ağabey çok geçmeden bir tane daha aldı. Bu arada yan yana yarışan sancak tarafındaki bizlerde boş durmuyorduk ancak Murat’ın aldığı bir balık ve Kaptan’nın çektiği dört balığın dördü de limit altı olması nedeniyle suya iade edildiler. Ercan’ın oltasına da bir heering takıldı. Bende güzel bir morina takdırdım ve suyun yüzeyine kadar getirdim. Doğrusu bu balık aşağı doğru güzel asılıyor. Kullandığım hafif takım ve ben 2-3 kilo civarında olan bu morina tarafından epey test edildik. Balığı başarıyla su üstüne aldım ancak balığı kakıçlamak için gelen teknemizin kaptanı kakıcı morinanın galsaması yerine pilkere vurunca bu sayede ilk morinamı da kaçırmış oldum. Kakıcın pilkere vurulmasıyla balık iğneden boşalmış ve ait olduğu sulara geri dönmüştü. Bir süre sonra da yarışmanın sona erdiğini bildiren sirenler çalmaya başladı. Bütün tekneler sıra ile sirenlerini çalarak Helsingborg limanına giriş yaptık. Yöre halkı liman girişindeki duvarlarda yerini almış yarışmacıları selamlıyorlardı. Teknemiz limana yanaştı, malzemeleri arabalara taşıdıktan sonra tüm takım tartı alanına gittik. Orada beklerken ben de ilk defa şahit olduğum bu güzel organizasyonun final ayrıntılarına kendimi odakladım. Son gün ilk iki güne nazaran oldukça fazla balık tutulmuştu ve bu durum takımımızın genel sıralamadaki yerini olumsuz yönde etkileyeceğe benziyordu. Bizim tekne sabahtan öğlene kadar balık peşinde gezerken yarışmadaki diğer bir çok tekne sabit kalarak oldukça fazla balık almıştı. Teknede gözüme çarpan bir ayrıntı daha vardı ki daha sonradan oldukça canımı sıktı. Bizim teknede sadece birkaç İsveçli yarışmacı vardı ve tekne yabancı yarışmacı doluydu. Gün boyunca sürekli yer değiştirmek suretiyle bizlere boğaz gezintisi yaptırıldı. Yarışmanın sonuna doğru bizim de balık çekmeye başladığımız yere gittiğimizde orada tamamen İsveçli yarışmacılar ile dolu tekneler olduğunu görmüştük. O güne kadar sıralamada başlarda olan yerimiz son gün bu şekilde değişti.





Balıkların tartım işlemi bittikten sonra bir kısmımız yakındaki kafelere bir kısmımız da limandaki balık avı malzemesi satan dükkana gittiler. Alandan ayrılmak için toplandığımızda yarışmanın organizatörü Hans’ı Atilla ağabey ile yan yana gördüm. Hans’ın yakasında Efkan’ın Türkiye’de yaparak bize verdiği yüzlerce Türkiye & İsveç bayraklı rozet ve Anatolia Fishing Team rozetleri vardı. Rozetleri bir sene boyunca bir dahaki yarışmaya kadar yakasından çıkarmayacağını söylüyordu Hans. İsveç halkının bize karşı oldukça sıcak olduğu gözleniyordu. Biz de ülkemizi en iyi şekilde tanıttık. Takım olarak bir kapı açtığımıza ve sonraki senelerde Türk bayrağının Helsignborg sokaklarında her yarışmada görüleceğine inanıyorum.


Akşam yapılacak törene hazırlanmak için evin yolunu tuttuğumuzda yorumlar ve değerlendirmeler yol boyu devam etti. Eve vardıktan sonra malzemeleri yolculuk için hazırlamak üzere eve taşıdık. Akşam yemeğinden sonra üzerimizde Türk bayraklı formalarımız olduğu halde kupa töreninin yapılacağı salona doğru yola çıktık. Salona girdiğimizde ödül töreni çoktan başlamıştı. Biraz geç kalmıştık. Mürsel kaptan tekne birinciliği ve 36’ıncı büyük balığı ifade eden kupasını aldı. Atilla ağabey Türkiye’den en iyi katılımcı kupasını aldı. Onları podyumda görmek beni oldukça gururlandırdı. Salonda Almanya’dan bireysel olarak katılan Hüseyin bey’in adı okunduğunda yarışma boyunca birbirimizi fark etmediğimizi gördük. Hüseyin bey Almanya’da yaşıyormuş ve seneye de bu yarışmaya katılmayı düşünüyor. Ayak üstü biraz sohbet ettikten sonra vedalaştık ve eve döndük.


 Eve girer girmez yolculuk için hummalı bir hazırlık başladı. Kaba hazırlığımız biter bitmezde ilk seferde elde ettiğimiz başarıyı sade bir törenle kutladık. O gece eminim herkes çok iyi uyudu. Sabah erkenden uyandık ve karlı bir İsveç sabahında bir dahaki sene burada şampiyon olmak üzere Helsingborg’a veda ettik.


Yarışma Sonuçları:

Toplam 364 katılımcı arasından Şampiyon Bireysel Katılımcı 7.32 kilogramlık morinası ile Almanya’dan Stefan Lindlacher
En yüksek Puanı toplayan yarışmacı İsveç’ten Ingemar Nordström puanı 2182.1
52.inci Mürsel Ergen puanı 1003
83.üncü Atilla Beşiroğlu puanı 753,2
131.inci Levent Güngör puanı 457.0
190.ıncı Haşim Gürbüz puanı 187,5

Takım Sonuçları;
 
63 ( üçerli takım ) Takım arasından birinci 4476.6 puanla İsveç’ten Team Ise.
Anatolia Fishing Team I ( Mürsel Ergen, Atilla Beşiroğlu, Tuncay Uyanık ) 1738,2 puanla 23.üncü, Anatolia Fishing Team II ( Haşim Gürbüz, Hakan Alpat, Ercan Göçer ) ise 187.9 puanla 62.inci olmuştur.

105 ( ikişerli takım ) Takım arasından birinci 3788.8 puan ile İsveç’ten Fishing Brothers.
Anatolia Fishing Team III ( Levent Güngör, Murat Okur ) 457 puanla 82.inci olmuştur.

Bizlere destek veren herkese sonsuz teşekkürler.

Anadolu Balıkçıları Takımı 2007
Anatolia Fishing Team 2007

Aktaran: Tuncay UYANIK
Şubat 2007 Ankara

AİLELERLE YEMEKLİ TOPLANTI





















































Son kez 26-11-2006 SÜLÜBÜK dedik...





































30.10.-1.11 2006 Anatolia Fishing Team Sezon Sonu Turnası


























Sponsors

02-03 Eylül 2006 Anatoliafishing Bolu organizasyonu
















Anadolu'da bir yer ALABALIK RAPORU
















02 TEMMUZ ANATOLİAFİSHİNG TEAM KEFAL AÇILIŞI




Create a free website at Webs.com